30 Nisan 2016 Cumartesi

Unutturulan Zafer Kut-Ül Amare Zaferi

29 Nisan 1916 tarihinde Osmanlı Ordusunun Irak’ın Kut bölgesinde İngilizlere karşı kazandığı büyük bir zaferidir. Kutul Amare’de 13 bin 300 İngiliz askeri ile 13 general 481 subay esir alınmış ve 40 bini aşkın İngiliz askeri öldürülmüştür.
 
Osmanlı Ordusunun Birinci Dünya Savaşı’nda çarpıştığı cephelerden biri, İngilizlere karşı oluşturulan Irak cephesidir. Osmanlı dönemi kaynaklarında Irak-ı Arap olarak adlandırılan bölge, Dicle, Fırat havzasında tarihteki Mezopotamya’yı (Verimli Hilal) içine alır ve Basra Körfezi’ne kadar uzanır.
 
Irak petrollerini ele geçirmeyi amaçlayan İngilizler, 6 Kasım 1914 tarihinde Basra Körfezinden Şattülarap ağzındaki Fav mevkiine asker çıkararak saldırıya geçmişler, ilerleyen aylarda bu saldırılarını kuzeye doğru genişletmişlerdir. İngilizler, 3 Haziran 1915 tarihinde Kut’ül-Ammare’yi, Temmuz ayı sonlarına doğru da Nasıriye’yi işgal etmişlerdir. 23 Kasım 1915’de ileri harekata geçen Türk birlikleri, General Townshend komutasındaki İngiliz ordusunu geri püskürterek Kut-ül Ammare’de çember içerisine almayı başarmışlardır. Kut’ül-Ammare’yi bir kale gibi savunan General Townshend, 29 Nisan 1916 tarihinde teslim olmak zorunda kalmıştır. Türkler, Kut’ül-Ammare’de İngilizlerden başta Tümen Komutanı General Townshend olmak üzere toplam 13 general, 481 subay ve 13.300 askeri esir almışlardır.
 
Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen savaşlar sırasında İngilizler 40 bin kayıp ve esir verirken Türk birlikleri ise 25 bin askerini kaybetti. Kut ül Amare savaşı sırasında Türk birlikleri sınırlı sayıda uçakla önemli görevler yaptı. Keşif görevleri yapan Türk uçakları bir taraftan da düşman hedeflerini bombardıman etti. 26 Nisan 1916’da Kut ül Amare’deki İngiliz kuvvetlerine erzak yardımına çalışan bir İngiliz uçağı da Türk avcı uçağı tarafından düşürüldü.
 
Ancak kazanılan bu tarihi zafere rağmen savaşın genelinde mağlup olan Türk ordusu, takviye edilen İngilizlerin bölgeyi Şubat 1917’de işgal etmesine engel olamadı. Irak’ın güneyine 1914 sonlarında çıkarma yapan İngilizler, ancak Mart 1917’de Bağdat’a ulaşarak kenti işgal etti.
Kut’ül-Ammare Zaferi, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun zor şartlar ve imkansızlıklar içerisinde, Çanakkale’den sonra kazandığı ve bir İngiliz tümeninin bütün personeli ile birlikte esir alındığı eşsiz bir zaferdir. Halil Paşa, Kut’ül-Ammare zaferinden sonra 6’ncı Ordu’ya yayınladığı mesajında şöyle demiştir:
 
“Arslanlar!
 
Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum.
 
Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.
 
Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.
 
İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz.”
Avustralyalı araştırmacı Dr. Gaston Bodart tarafından Kut’ül-Ammare Zaferi, “İngiliz prestijinin Birinci Dünya Savaşı’nda yediği en büyük darbe olarak yorumlanmaktadır.”
 
Halil Paşa, Kut’ül-Ammare’nin teslim alındığı gün orduya bir tebrik mesajı yayımlamış ve bu günün “Kut Bayramı” olarak kutlanmasını istemiştir.
 
Kaynak: Bilinmeyenler

4 Eylül 2015 Cuma

Cumhuriyet'in İlk Bankasının Müzesi - İş Bankası Müzesi

İş Bankası'nın Eminönü-Fatih/İstanbul'da tarihi bir bina 2 katlı bir müze. Müzede tarihimize ışık tutan geçmişten günümüze İş Bankası çalışanları, makineleri, kumbaraları, daktiloları, kartları vs. mevcut. Yine Çanakkale Destanı Türkiye İş Bankası müzesinde hayat bulmuş. Tarih severlerin mutlaka görmesi gereken bir müze.

Müzenin girişi...













































21 Mayıs 2015 Perşembe

Kabe-i Muazzama'nın Üzerinde Bir Osmanlı Yapımı Altın Oluk



Kabe'de bulunan Altın Oluk, Kabe damında biriken suları akıtmak için kullanılmaktadır.

Farsça Mizab-ür Rahme denir. Rahmet Oluğu demektir. İlk defa miladi 605 yılında Efendimiz 35 yaşlarında ilen Kureyşliler tarafından yapılan tamir esnasında konmuştur. Daha önceleri Kabe'nin üstü açık idi, çatısı yoktu.

Emevi Halifesi Abdül Melik'in emri ile miladi 710 yıllarında altınla kaplatıldı. Altın oluk diye anılması bundan sonradır.

1553 yılında Kanuni Sultan Süleyman Gümüş levha ile kaplı bir oluk gönderdi. Eskisi de muhafaza için İstanbul'a getirildi.

1612 yılında Sultan I. Ahmed, gümüş üzerine altın kaplı bir olukla değiştirdi.

1857 yılında Sultan Abdülmecit Han, Altın Oluk'u yeniledi.

Altın Oluk, Kabe'nin en çok önem atfedilen yeridir.

Kıble Kudüs'ten Kabe yönüne değiştirildiğinde Mescid-i Nebevi'nin kıblesi tam Altın Oluk'un bulunduğu tarafa isabet etmişti. Böylece Efendimiz Medine'de iken hep bu tarafa doğru namaz kılmış, Mekke'ye geldiğinde ise Makam-ı İbrahim'in bulunduğu taraftan Kabe'ye yönelmeyi tercih etmiştir. 

Amr bin As: "Kabe bütünüyle kıbledir.Kendi kıblesi ise yüzüdür (Kapısının bulunduğu taraf)" der. 

Kabe'de dört büyük mezhep imamının ayrı ayrı namaz kıldığı dönemlerde Hanefi mezhebinin makamı da Altın Oluk tarafında bulunuyordu.



20 Şubat 2015 Cuma

Tarihte Evcileştirilmiş İlk ve En Asil At "Ahal Teke"




Ahal Teke atı resmen bir Türk atıdır.
Bilimciler Ahal Teke atını, 3000 yıl evvel insanlar tarafından ilk evcilleştirilmiş olan at türü olarak görürler.
Orta Asya da Türk halkları arasında yaygındır.
Özellikle Türkmenler Ahal Teke atına sahip çıkarlar ve onun bir Türkmen atı olduğunu söylerler.
Ahal Teke’nin adı Manas ve Dede korkut gibi Türk destanlarında geçer ve Türkmenistan’ın Ahal vilayetinde yaşayan Teke kabilesinden gelmektedir.

Özellikleri
Dik bir duruşu, uzun ince bir boynu, eğimli omzu, uzun bir sırtı, uzun bacakları ve küçük sert bir kalçası vardır. Yelesi yumuşak ve azdır. Kulakları diğer atlarınkinden uzun ve hafif orak şeklindedir. Çoğu ahal tekenin gözlerinin etrafı siyah olduğu için gözleri badem şeklinde görünür. Vücudu daima hafif metalik parlar. Kılları çok ince ve yumuşaktır. Hareketleri çok rahat ve esnektir. Hüner ve eğitim gösterilerinde diğer atların zorlandığı bazı zor hünerleri kolayca başarır. Özellikle “Pas” ve “Tölt” adlı hareketleri kolay yapar. Cesur, zeki, duygusal ve bazen de inatçıdır, sezgileri güçlüdür, sahibine daima çok bağlıdır, hatta tek biniciye alışık olurlar ve onun en ufak imalarını bile algılayabilirler.

Tarih
Ahal Teke atı doğrudan eski Türkmen atlarının soyundan gelen ve çarlık Rusya’sında oluşturulmuş (Türkmen atının aygır defterleriyle kayda geçirilmesi) safkan bir at ırkıdır. Buzul çağından kalma mumyalaşmış ve donmuş at cesetlerinden anlaşıldığı üzere belki de tam anlamıyla safkan olan tek at ırkıdır. Ahal Teke milattan önceki binyılda bile Doğu Avrupa’dan Çin’e kadar ün salmıştır.
Ahal Teke kanı Avrupalı at soylarının pek çoğunda bulunur. İngiliz tam kan at ırkının defterinde kayıtlı bütün damızlıkların soyu, Osmanlı İmparatorluğu’ndan İngiltere’ye gitmiş olan üç aygıra dayanır. Bunlardan biri Kuzey Afrika’dan gitmiş olup muhtemelen Arap atıdır. Ancak diğer ikisi özellikle de İstanbul’dan gelen “Byerly Turk” kesin olarak eski Türkmen atıdır. Alman at ırklarını etkilemiş olup bu ırkları ıslah eden en ünlü aygırın adı Almanca ‘da “Turkmen Atti ‘dir (Türkmen Atı isminin Almanca telaffuzu).

Avrupa da ki at soyları bugüne kadar hala ara sıra Ahal Teke damızlıkları ile çiftleştirilip, böylece asilleştirilirler. Almanya da Neustadt kentinde bulunan bir Trakyalı-atı çiftliğinde kısa zaman önce tekrar Ahal Teke çiftleşmeleri ile Trakyalı-atları asilleştirilmişlerdir.

Kaynak: Tarih Kulübü

TÜRK KADINI DEMEK GÖRDESLİ MAKBULE HANIM DEMEKTİR




GÖRDESLİ MAKBULE HANIM: Yunan ordusunun İzmir’i işgaliyle Batı Anadolu'yu işgale başlaması sonucu 7 Kasım 1921'de kocası Halil Efe ile Türk çetelerine katılmıştır. Yunan kuvvetleriyle çıkan çatışmalarda bulunmuştur.

Yunanlılar Sakarya Muharebesi'ni kaybederek Afyon mevzilerine çekildiklerinde, bir taraftan da Halil Efe'nin Gördes-Sındırgı-Akhisar bölgesinde faaliyet gösteren çetesinin saldırıları ile karşılaşmaktadırlar. 

Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olmuştur.

Kaynak: Tarih Kulübü

1914 Karaköy Tramvay Açılışı




İstanbul, Eminönü, Karaköy tramvay açılış töreni 1914 





Kaynak: İETT