3 Eylül 2012 Pazartesi

Dünya'da Gücün ve Çekişmenin Simgesi Olan Petrol'ün Ortaya Çıkması!


Günümüzde yenilenemeyen enerji kaynaklarının başında petrol geliyor. Petrol için büyük ülkeler, küçük ülkeleri bahanelerle işgal etmekten geri kalmak bir yana daha 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başta Ortadoğu olmak üzere planlarını petrol bulunan bölgeleri bir şekilde kontrol tutmak ve buradaki petrolü kendi çıkarlarına işlemek için kurmuşlardır. Peki bugün Dünya'yı böylesi bir mücadeleye götüren petrol hayatımıza Dünya Medeniyeti'ne nasıl girmiştir?

ABD’nin kuzeybatısında Pennsylvania eyaletinin Rouseville kenti bölgesinde Albay Edwin Drake’nin dünyada ilk düzenli petrol çıkaran kuyuyu açmasının üzerinden 151 yıl geçti.

Girişinde "Petrol sanayiinin doğum yerine hoş geldiniz" yazan Rouseville kentinin Titusville kasabasında, 16 Ağustos 1861’de, "Bir Numaralı Kuyu" dünyanın ilk düzenli petrolünü üretmeye başladı. Ama bir sanayi ürünü olarak petrolün çıkarılıp işlenmesi 27 Ağustos'u bulmuştur.

Pittsburgh’un 112 kilometre kuzeyinde kuyuyu açan Edwin Drake, ilk düzenli üretimden iki yıl önce 1859’da buradan 16 kilometre kuzeyde olan Titusville’de ilk petrol kuyusunu delerek doğanın fosil yağının fışkırmasını sağladı. O zamanlar Hamilton McClintock’un çiftliği olan arazi, dünyanın ilk sanayi kullanımına yönelik düzenli petrol kuyusu olarak büyük girişim akıncılarına, iş adamlarına sahne oldu. İlk üretim 60 metre derinden 175 varildi.

Drake Kuyusu Müzesi’nin öğretmeni Don Weaver’in Titusville Herald gazetesindeki açıklamasına göre, bugün Sopus şirketinin olan kuyu, 1995’te devlet denetiminde müzeye bağlandı. Kuyu, bugün hala günde 40 varil petrol çıkarıyor, Bradford Rafinerisi’ne gönderiyor. "İlk Petrol Kuyusu" bölgesi 1999’da ABD Milli Parklar yönetimine alındı.
Kaynak: Tarih Kulübü

Büyük Taarruz'un İlk Ciddi Neticesi: Afyon'un Yunan İşgalinden Kurtarılması


Bugün Afyon'un Düşman işgalinden kurtarılmasının 90. yıl dönümü. Afyon, Eskişehir-Kütahya Savaşları neticesinde Yunan işgaline maruz kalmış ve yoğun bir Türk nüfus...
u Yunan mezalimine uğramadan Ankara yönüne doğru erkenden göç ettirilmiştir.

Yunanlılar son hamle olarak Sakarya Savaşı'nda taarruz ederek yenilince ordularının Sakarya'nın batı tarafına geçirmiş ve savunma hazırlıklarına girişmişlerdir. 1 yıl kadar hazırlanmaları neticesinde Yunanlılar için Eskişehir-Afyon'nun doğu kısımındaki hatlar cephe merkezi ve en güçlü direnek noktaları idi.

Bu sıralarda Sakarya Savaşı'nın ardından Yunanlıların hızının kesildiğini ve taarruz sırasının kendi taraflarına geçtiğini gören Mustafa Kemal'in planına göre ani bir taarruz ile Yunan cephesinin en güçlü olduğu Afyon-Kazuçaran Tepesi ve Tınaztepe'ye yoğunlaştırılacak, sağdan ve soldan ise düşmanın cephesini genişletmek zorunda kalacağı şekilde çevirme taarruzları ile düşman çember içerisine alınacak ve imha edilecekti.

Bu doğrultuda 26 Ağustos sabahı başlayan genel taarruz ile ilk Yunan mevzileri ele geçirildiği gibi ertesi gün öğlene doğru Türk ordusu Yunan cephesini 3 ayrı yerden yararak kanatların merkez ile lojistik kabiliyetini etkisiz hale getirmiş ve kolordular arasındaki iletişim ide büyük ölçüde kesmeyi başarmıştır. Bu sıralarda ise savaşın ilk hedeflerinden ilkine ulaşılmış ve 1 gün boyunca devam eden taarruz ve muharebelerle Yunan merkez tahkimatı düşürülmüş ve Yunan ordusu kovalanarak, daha önceden savaşın gidişatına göre yerli Rumlarca boşaltılmış olan Afyon'a girilmiş ve Afyon düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Kaynak: Tarih Kulübü

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kendi Cenaze Namazını Kılan Şehitlerimiz !

Babamın dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya, öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle  otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.

 Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra  köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki?  Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık.  Olur muydu??

Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış  boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin !..

 Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...  "Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi ! Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..." Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;  " Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.  Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."

" Kabe Karşımızda... "

Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "

O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.

''Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular..''

Kaynak: Bilim Kültür Kulübü

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Geleceği Gören Harita



Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı.

Çünkü Güney Kutbu'nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti.
Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu.

Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.

Kaynak: Bilim Kültür Kulübü

Padişahlar Fırın Denetliyor!



Osmanlı döneminde üzerinde en çok durulan iki yiyecek vardı: Ekmek ve et. Nitekim 1774 ile 1789 yılları arasında Osmanlı tahtında bulunan Birinci Abdülhamid, devlet adamlarına hitaben kendi eliyle kaleme aldığı bir hatt-ı hümayunda, yani emirde, "Her şeyden önemli olan et ve ekmektir" demekteydi.

Halkın ucuz ve iyi buğdaydan yapılmış ekmek yiyebilmesi için sıkı bir denetim mekanizması geliştirilmişti. Ekmek halkın ana gıdası olduğu için başta padişah olmak üzere bütün devlet görevlileri fırınları sıkı bir denetim altında tutarlardı.

Ekmeğin içerisinde başka bir madde bulunursa veya çiğ pişmişse fırıncı falakaya yatırılırdı. Eğer ekmek kanunnamede belirtilen gramajın altındaysa fırıncının kafasına suçlu olduğunu belirten tahta bir külah geçirilir veya para cezası verilirdi. Fırıncılar un gelmemesi ihtimaline karşı bir aylık kullandıkları miktarı depolarında bulundurmak zorundaydılar. 1788 yılında İstanbul'da fırıncıların pişirdiği ekmeğin siyah ve kötü olması yüzünden birkaç fırıncı idam edilmişti.
 
Kaynak: Bilim Kültür Kulübü

İlk Kadın Rallici : Mehlika Hanım (23 Kasım 1954)



Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, İstanbul-Ankara hattında ilk “Otomobil Mukavemet Yarışması’nı” düzenler.

Mevsimin getirdiği olumsuz şartlar nedeniyle, kadın sürücüler 680km.lik bu yarış
maya katılmaya cesaret edemezler.

Haliyle basının gözü, tek kadın yarışmacı Mehlika Sarıoğulları‘na yönelir…

1924 doğumlu Mehlika Hanım, birçok aksiliğe rağmen eşiyle birlikte katıldığı yarışın hakkını verir.

Çift, Bornova 227 plakalı üstü açık spor Jaguar marka arabayla yarışmaya katılır.
 
Kaynak: Bilim Kültür Kulübü

Mimaride Zirveye Konana Nokta: Alem

Cami mimarisinde dekoratif görüntüsüne rağmen çok önemli bir tamamlayıcı unsur aslında alemler. Kubbenin inşası bitirilip seren direği olarak adlandırılan direğin tepesine kurşun bağlandığında en üstte bir açıklık kalır. Bu açıklığın kapatılması ve içine su geçirmemesi için tam bu noktaya alem yerleştirilir. Bir tür kilit işlevi gören alem, kurşunların birleştiği yeri sıkıştırarak kubbe ve minarelerden yağmur suyunun sızmasını engellediği gibi rüzgar ve fırtına çıktığında kubbe üzerindeki kurşunların dağılmasını da önler. Alemlerin hepsi Kabe’yi gösterecek şekilde konumlandırılır.

Camilerde görmeye alışkın olduğumuz alemler genellikle hilal şeklindedir. Oysa çok farklı formlar ve şekillerde de alemlere rastlamak mümkün. Boynuz, ay, ay yıldız, lale, zambak, yaprak, nal, mızrak ucu gibi şekilleri olan alemlerin en farklı ve ilgi çekici olanı ise Hz. Fatıma’nın elini temsil edenleridir.

(Fotoğraf : 2011 Ocak ayının ilk günlerinde meydana gelen güneş tutulması sırasında Sofya’daki Banya Başı Camii alemi)


Kaynak: Bilim Kültür Kulübü