23 Şubat 2013 Cumartesi

Dünyanın İlk Hazır Çorbası "Tarhana"


 
 
ORTA ASYA TÜRKLERİNİN YAŞADIKLARI COĞRAFYANIN İKLİM ŞARTLARINDAN KAYNAKLANARAK KEŞFETTİKLERİ TARHANA, DÜNYANIN İLK HAZIR ÇORBASIDIR

Tarhana, kullanım ve saklama kolaylıkları nedeniyle gerek yerleşik, gerekse göçer yaşam tarzlarının temel b...eslenme maddelerinin başında gelmiştir. Yazın bereketli hasadından ve güneşinden yararlanılarak üretilen tarhana, yılın geriye kalan bölümünde, kahvaltıdan akşam yemeğine kadar tüm sofralarda yer alır. Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının ordularının beslenmesinde tarhana çok önemli bir ihtiyacı karşılamıştır. Özellikle Çanakkale Savaşı’nda orduya güç vermiştir.

‘Dar Hane’ Çorbası...

Selçuklular sayesinde Ortadoğu ve Anadolu’ya getirilen tarhananın isminin nerden geldiği hakkında kesin bir bilgi elimizde yok. Yunanlılarda da ‘trhana’ olarak adlandırılan tarhanayı, Yunanlı araştırmacı ve geleneksel Yunan yemek kültürü uzmanı Georgia Kofinas’a sorduğumda, onlarda da herhangi bir verinin olmadığını söyledi. Bildiğimiz bir şey varsa, o da tarhananın Osmanlı dönemi sonrasında Balkan mutfak kültürüne girdiği... Türkiye’de ise, tarhananın anlamı ile ilgili bazı rivayetler var. En önemlisi, ‘dar hane’ kelimesinden türediği... Bir gün Sultan, seferde bir köylünün evine misafir edilir ve evin hanımı sunacak fazla bir şeyi olmadığı için alelacele bir çorba ikram eder. Çorbayı sunduktan sonra da Sultan’a karşı sıkılarak, “Sultanım dar hane çorbasıdır size en fazla sunacağım; afiyet ola!” der. İşte dar hane olarak adlandırılan çorbaya da, zamanla tarhana denmeye başlanmış söylenceye göre.

Hazırlanışı çok kolaydır; toz haline getirilmiş karışım (ya da hamur), biraz yağ, biraz salça ilave edilerek suda kaynatılır. Ama tabii tarhananın mutfaklarımıza girmeden önceki yapım süreci meşakkatlidir. Buğday ununa tuz, nane ve yoğurt katılarak kazanda pişirilir. Ilıyınca da biraz daha buğday unu ve maya eklenerek yoğrulur. Halkın deyimiyle bir süre ‘ekşime’ye bırakılan karışım, iri parçalar halinde çarşaflar üzerine serilerek kurumaya bırakılır; ardından kalburdan geçirilerek tekrar kurutulur ve bez torbalarda saklanır. Bizlere de, Anadolu’nun özellikle Kastamonu, Kahramanmaraş ve Uşak’ta, ninelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın elleriyle yaptığı o nefis tarhanayı, tencerede kaynatmak düşer sadece... Ve de afiyetle yemek...
Kaynak:Tarih Kulübü

Kethüda Hatun (Harem Yöneticisi)

 
 
Kethüda Hatun, saray hareminin en üst dereceli yöneticisi olup bulunduğu makama padişah tarafından tecrübesi, bilgisi ve terbiyesine bakılarak getirilirdi. Haremdeki bütün merasimleri o yönetir, kadınları padişah ve padişah ailesi karşısında nasıl davranacaklarıyla ilgili o eğitirdi. Padişahın mührünü yalnızca padişahın, sadrazamın ve kethüda hatunun taşıması, ayrıca göreve getirildikten sonra kendisine bir samur kürk bahşedilmesi bize kethüda hatunun ne kadar yüksek bir mevkide olduğunu göstermektedir. Daye Hatun ve Kethüda Hatun özel kayıtlarda padişah ailesi efradı içinde geçmektedir. Kethüda hatunlar, amme hizmeti yaptırmak için gerekli yetki ve donanıma da sahipti. Örneğin III. Murad'ın zamanında kethüda hatun olan Canfeda Hatun İstanbul'da bir camii, bir şadırvan ile civar köylerden birinde bir başka camii ile bir hamam yaptırmıştır.
 
Kaynak: Peirce, 132

Daye Hatun (Sultanın Süt Annesi)

 
Kanuni Sultan Süleyman'ın süt annesi Afife Hatun
 
 
Osmanlı'da prenseslerin ve şehzadelerin süt annesi tarafından emzirilmesi adettendi. Süt anneliği yapan kadının kendi çocuklarıyla emzirdiği padişah çocukları kardeş sayılırdı. Süt annelerinin harem içindeki konumu yüksekti. Eğer padişahın gerçek annesi ölmüşse, merasimlerde onun yerine Daye Hatun bulunurdu. Padişahlar süt annelerine büyük hürmet gösterirdi. Ayrıca bu kadınlara bol bol ihsanda bulunulurdu. Onlar da kendilerine yapılan bağışları cami, mescid gibi amme hizmetleri için harcarlardı. Daye hatunlar genelde devlet adamlarıyla evli olurlardı. Mesela III. Mehmet'in süt annesi Halime Hatun, sultanın eski hocası sadrazam Lala Mehmet Paşa'yla evliydi.
 
Kaynak: Uluçay, Harem,139

22 Şubat 2013 Cuma

Unutulan Tarih - Kaddafi Gerçeği!..

UNUTULAN TARİH !!!

Kıbrıs barış harekatında Amerika'ya kafa tutarak,
Türkiye'ye yardım ettiğini, 1970`lerdeki petrol krizi sırasında Türkiye`ye ucuz petrol ver...
en tek lider olduğunu,
Amerikan ambargosunu yararak, Türk silahlı
kuvvetleri'ne 25 tonluk roket ve 4 uçak dolusu askeri
mühimmat hibe ettiğini,
Türkiye'ye gönderilecek malzemelerin uçaklara yüklenmesinde bizzat yardım ettiğini ve sırtında uçaklara malzeme taşıdığını, Amerika ve İngiltere'nin Libya'daki tüm askeri üslerini
kapattığını,
Bütün yabancı bankaları ve petrol işletmelerini kamulaştırdığını, Amerika'nın 15 nisan 1986'da trablus ve bingazi’ye
düzenlediği hava saldırısında evlatlık kızını
kaybettiğini ve eşiyle iki çocuğunun yaralandığını, İtalya'nın karşısına göğsünde Ömer Muhtar fotoğraflarıyla çıktığını, biliyor muydunuz?

BIZ DOST KURT´LARI KÖPEKLERE BOĞDURDUK...
Kaynak: Tarih Kulübü

27 Aralık 2012 Perşembe

Türklerin Farkı

 
 
"Türklerle ilgili olarak ne söylenirse söylensin, inkar edilemeyecek bir şey vardır: terbiyeli tavırları... Bu tek bir sınıfa da maledilemez üstelik, köylüsünden paşasına bütün bir milletin mirasıdır. Türkler bu açıdan içinde yaşadıkları diğer milletlerden de, Avrupalılardan da farklıdırlar."
 
Z. Duckett Ferriman
 
"Kişinin toplumsal statüsünün ailesinden gelmesi veya sınıf ayrıcalığı gibi durumların olmaması bir yana, belki de tam bu yüzden, her Osmanlı hem yaradılışı hem de gelenekleri gereği, bir aristokrattır. Aynı davranış nezaketini ve asaletini bir köylünün mütevazı evinde de bir paşanın konağında da görebilirsiniz."
 
Lucy Garnett
 
Kaynak: Osmanlı Kadını Efsane ve Gerçek (Aslı Sancar)

Batılı Seyyahların Tasvirlerinde Osmanlı Kadını - 2

 
 
"Yabancıları ağırlamada Türk hanımlarının üzerine yoktur. Avrupalı hanımlarla sohbet etmekten büyük zevk alırlar, bu hanımlar da zaten aynı şeye heveslidir. Türk hanımları bu sohbeti öyle açıkyüreklilik ve ustalıkla götürürler ki, karşılarındaki yabancıda hiçbir eğretilik duygusu kalmaz. Daha beş dakika geçmeden, neleri varsa sizin emrinize amade kılarlar. Birlikte yemekte oldukları meyveden veya elleriyle yaptıkları kokulu şerbetlerden sunarlar size. Onların ahbabları arasına girmek için yalnızca neşeli olmanız, zararsız meraklarını dindirmeniz, elinizden geldiği kadar da medeni tavırlarına ve nezaketlerine karşılık vermeniz yeterlidir.
 
Avrupa'da çok sık karşılaşabileceğiniz o insanda konuşmaya heves bırakmayan kayıtsızlığın yada tepeden bakan soruşturucu tavrın Türk hanımefendilerinde olabileceğinden korkmanıza hiç gerek yoktur. Onlarda tam tersine insana hoşnutluk veren, yürekten gelen bir medenilik vardır. Bu memleketin bütün insanlarında görebileceğiniz sezgisel nezaketlerinden doğar bu halleri; duygularındaki samimiyet, içten bir yaratılışa sahip olmaları, hayatın inceliklerini daha bir cazibeli kılar. Bu kısa da olsa eğlenceli sohbet anlarında gönlünüz kadar gözünüz de şenlenir. Doğulu kadının zarif görüntüsü halihazırdaki kibarlığını daha da çekici kılar. Kendinden eminliği tavırlarındaki asalet, onun bu durumunu boş özenti ve yapmacık soğukluğun kat kat üstüne çıkarır, aa aynı zamanda size nezaketini sunarken ne kadar istekli ve çabuk davranmışsa, küstahlığa karşı da o kadar hoşnutsuz olabileceğini belli eder."
 
Miss Julia Pardoe
 
Kaynak: Pardoe, Vol III, 85-6

Batılı Seyyahların Tasvirlerinde Osmanlı Kadını - 1



"Türk kadını, Avrupalı kadınların zihnini bir karabasan gibi kaplamış moda köleliğinden uzaktır. Türkiye'de aynı kumaştan yapılma, aynı tarz giyim ve aynı türden başörtüsü kullanılır. İnsanların adet ve törelerine böyle bağlı olması şaşırtıcı bulunmamalıdır, çünkü imparatorluğun diğer şehirlerinde sürekli yeni şeyler üretip insanları kararsız bırakmayı iş edinen moda erbabı İstanbul'da bulunmaz.
 
... Müslüman kadınlar yaşlanma alametlerini yada fazla kilolarını saklamak gibi faydasız çözümlere de başvurmaz. Rujla hiç tanışmamışlardır. Ama tırnaklarının yarısını kınayla boyarlar. Kaşlarına daha çok da kirpiklerine sürme sürerler.
 
Suni saç arçasını kullanan Müslüman kadın hemen hiç bulunmaz. Bir Avrupalının makyajını tamamlayan parçalar arasında yer alan takma bukle, fondöten ve krem, Türklere yabancı maddelerdir. Saçın normal şekli değiştirilmez. Saç ya uzun örgüler halinde omuzlardan sarkar yada müslün bir bezle toplanır, baş sarılır. Elli, altmış hatta seksen tane örgüsü olan hanımlar vardır. Örgüler genellikle çiçeklerle yada değerli taşlarla süslenir.
 
Kadınların hemen hepsi sadece kişisel güzellikleri için değil günlük kullandıkları malzemelerde  de işlemeli süslemeye büyük önem verir. Mendillerden havlulara, peçetelerden kemerlere kadar herşey süslü, işlemelidir. Erkek giyimlerinde bile gümüş ve altın işlemeler kullanılır. Kadınların çoğu maharetle işlenmiş ipek bluzlar giyirler. "
 
D'Ohsson
 
Kaynak: 18. Yüzyıl Türkiye'sinde Örf ve Adetler