19 Kasım 2012 Pazartesi

İstanbul'un Sekizinci Tepesi

 
 
Yahya Kemal'in ölümünden 2 yıl önce doğum yıldönümünü kutlamak için sevenleri adet olduğu üzere toplandığında Behçety Kemal, bir şiirini okudu. Şiirinde onun İstanbul'un sekizinci tepesi olduğunu söylüyordu:
 
Sanat diye, sevgi diye, zevk diye
Ruhumuzun kulağının küpesi
Fuzuli, Naili, Necati, Nedim
Bu akşam alnından bir bir öpesi
O yedi tepeyi en iyi gören
İstanbul'un sekizinci tepesi
 
İstanbul'un 8. tepesi Yahya Kemal, edebiyatımızda İstanbul şairi olarak da bilinir. İstanbul'a hayran, ona aşık bir şairdir. Ancak Ankara'ya bir türlü ısınamamıştır. Ankara başkent olduktan sonra kimi şairler bu şehre övgüler düzmeye başlar. Behçet Kemal Çağlar bunlardan biridir. Ankara'ya güzellemeler yazar. Benzer şiirleri İstanbul şairinden de beklerler. Fakat nafile, Yahya Kemal Ankara için şiir yazmaz. Bir gün meraklısının biri kendisini tutamaz ve sorar:
- Üstat, Ankara'nın hiç mi güzel tarafı yok?
-Var.
- Peki, nesi güzel? diye sormaya devam edince üstat nükteli cvabını verir:
-İstanbul'a dönüşü.
 
Kaynak: Ahenk Dergisi - Sayı: 4

15 Kasım 2012 Perşembe

Osmanlı'nın İhtişamına Bir Örnek



Onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman (1495-1566) döneminde, Sivas vilayetimizin bütçesi 20 milyon altındı. Buna karşılık, yine aynı dönemde, Fransa Birleşik krallığı'nın bütçesi 4 milyon altın ve Birleşik İngiltere Krallığı'nın bütçesi 3,5 milyon altındı. İnsan nereden nereye diye düşünmekten kendini alamıyor.

9 Kasım 2012 Cuma

Bir Tas Yoğurt Ve Süleymaniye Camii

 
Kanuni Sultan Süleyman İstanbul'daki Süleymaniye Camii'ni yaptırırken ustalara sıkı sıkı tembih ediyordu. Diyordu ki: "Bu baki eserin sadece benim defterime kaydolmasını arzu ediyorum. Kimsenin bunun içinde bir katkısı olmasını istemiyorum. Sakın ha kimseden bir şey almayın" der. Ustalar çalışıyor, cami, kubbe kubbe yükseliyor. Karşedan mahzun mahzun bir nine, ustaları ve o koca mabedi seyrediyor. İçinden de yardım hevesi duyuyor. Fakat elinde avucunda hiç birşeyi olmayan o nineciğin sadece iki keçisi var ve onların sütleriyle geçiniyor. Düşünüyor: "Ey Allah'ım! Süleyman'a servet ve saltanat verdin. Senin uğrunda cami yapıyor. Bu fakir kuluna birşey vermedin. Ne edeyim ki ben Senin rızanı kazanayım? Benim elimden öyle büyük işler gelmez. Benim elimden sadece o ustalara bir tas yoğurt hediye etmek gelir." Gidiyor ustalara müracaat ediyor: "Evladım, ben fakir bir kadınım.Ben cami yapamam. Ancak elimden bir tas yoğurt hediye etmek gelir. Rica edeceğim bu yoğurdumu kabul edin." Ustalar Kanuni'nin tembihatı karşısında: "Hayır ana, kabul edemeyiz! derler. Kadın ısrar eder. Ağlar, sızlar: "Ne olur oğul!" der."Benim başka yapacak hayrım yoktur.Bu sadaka-i cariye içinde damla damla damlayan bir yoğurdum olsun." der. Ustalar kadının bu yalvarışını ve sızlanmasını kıramazlar. Onun gönlünü hoş etmek için o bir tas yoğurdu alır ve yerler. İçleri serinler. Büyük Hükümdar o gece rüyada, yaptığı hayrın tartıldığını görür. Koca Süleymaniye Camii, terazinin bir kefesine konmuş tartılıyor. Allah'ın huzurunda ne değerdedir diye baha biçilecek. Kanuni bakıyor. Fakat ne gariptir ki Koca Sülemaniye'yi taşıya kefeye mukabil öbür kefeye bir tas yoğurt konmuş. Ama yoğurt öyle ağır basıyor ki, yoğurdun konduğu kefe zeminde, öteki kefe ise yüksekte. Koca caminin değeri bir tas yoğurt kadar bile yok. Sabahleyin dehşet içinde uyana Kanuni, doğruca ustaların yanına koşar: "Ne yaptınız siz öyle?" der. Ustalar korku içinde anlatırlar:"Vallahi hükümdarımız, yaşlı bir nine geldi. Izdırap içinde bize yalvardı. Biz de ağlamasına tahammül edemedik bir tas yoğurt aldık, yedik." Bunu duyan Kanuni, gördüğü rüyayı kederli olarak dile getirdi: "Ben alem-i manada gördüm. O bir tas yoğurt, niyet ve ihlasından dolayı Allah katında Süleymaniye'den daha ağır tutuluyordu. Onun değeri ilahi ölçüler içinde Süleymaniye Camii'nden daha da fazla geliyordu..."

Yapılan işlerin büyüklüğüne ve küçüklüğüne bakılmaz. İşlerin samimiyetine bakılır. Küçük de olsa samimi olarak Hakk'ın rızasına varmak için yapılan işler, nice büyük hayırlardan daha önemli bir yer tutarlar. İşin çokluğu değil, işin samimiyeti önemlidir.Yeter ki samimiyet olsun!
 
...Alıntıdır...
 

28 Ekim 2012 Pazar

Eyüp İskelesi (1929)

Eyüp İskelesi (1929)

İstanbul Tarihinin En Soğuk Kışı

İstanbul’da kar yağışı başladı.
 
Ve bitmedi…

Tam 55 günün ardından, şehir adeta dondu.
 
 

Beyazıt Meydanı'ndan Kurbanlık Pazarı

19. Yüzyıl sonlarında Beyazıt Meydanı'nda bir kurbanlık pazarı. Kim bilir ne pazarlıklar yapılmıştır tüccarlar ve alıcılar arasında? İlginç bir fotoğraf olmuş tarihten günümüze... :)

3 Eylül 2012 Pazartesi

Dünya'da Gücün ve Çekişmenin Simgesi Olan Petrol'ün Ortaya Çıkması!


Günümüzde yenilenemeyen enerji kaynaklarının başında petrol geliyor. Petrol için büyük ülkeler, küçük ülkeleri bahanelerle işgal etmekten geri kalmak bir yana daha 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başta Ortadoğu olmak üzere planlarını petrol bulunan bölgeleri bir şekilde kontrol tutmak ve buradaki petrolü kendi çıkarlarına işlemek için kurmuşlardır. Peki bugün Dünya'yı böylesi bir mücadeleye götüren petrol hayatımıza Dünya Medeniyeti'ne nasıl girmiştir?

ABD’nin kuzeybatısında Pennsylvania eyaletinin Rouseville kenti bölgesinde Albay Edwin Drake’nin dünyada ilk düzenli petrol çıkaran kuyuyu açmasının üzerinden 151 yıl geçti.

Girişinde "Petrol sanayiinin doğum yerine hoş geldiniz" yazan Rouseville kentinin Titusville kasabasında, 16 Ağustos 1861’de, "Bir Numaralı Kuyu" dünyanın ilk düzenli petrolünü üretmeye başladı. Ama bir sanayi ürünü olarak petrolün çıkarılıp işlenmesi 27 Ağustos'u bulmuştur.

Pittsburgh’un 112 kilometre kuzeyinde kuyuyu açan Edwin Drake, ilk düzenli üretimden iki yıl önce 1859’da buradan 16 kilometre kuzeyde olan Titusville’de ilk petrol kuyusunu delerek doğanın fosil yağının fışkırmasını sağladı. O zamanlar Hamilton McClintock’un çiftliği olan arazi, dünyanın ilk sanayi kullanımına yönelik düzenli petrol kuyusu olarak büyük girişim akıncılarına, iş adamlarına sahne oldu. İlk üretim 60 metre derinden 175 varildi.

Drake Kuyusu Müzesi’nin öğretmeni Don Weaver’in Titusville Herald gazetesindeki açıklamasına göre, bugün Sopus şirketinin olan kuyu, 1995’te devlet denetiminde müzeye bağlandı. Kuyu, bugün hala günde 40 varil petrol çıkarıyor, Bradford Rafinerisi’ne gönderiyor. "İlk Petrol Kuyusu" bölgesi 1999’da ABD Milli Parklar yönetimine alındı.
Kaynak: Tarih Kulübü

Büyük Taarruz'un İlk Ciddi Neticesi: Afyon'un Yunan İşgalinden Kurtarılması


Bugün Afyon'un Düşman işgalinden kurtarılmasının 90. yıl dönümü. Afyon, Eskişehir-Kütahya Savaşları neticesinde Yunan işgaline maruz kalmış ve yoğun bir Türk nüfus...
u Yunan mezalimine uğramadan Ankara yönüne doğru erkenden göç ettirilmiştir.

Yunanlılar son hamle olarak Sakarya Savaşı'nda taarruz ederek yenilince ordularının Sakarya'nın batı tarafına geçirmiş ve savunma hazırlıklarına girişmişlerdir. 1 yıl kadar hazırlanmaları neticesinde Yunanlılar için Eskişehir-Afyon'nun doğu kısımındaki hatlar cephe merkezi ve en güçlü direnek noktaları idi.

Bu sıralarda Sakarya Savaşı'nın ardından Yunanlıların hızının kesildiğini ve taarruz sırasının kendi taraflarına geçtiğini gören Mustafa Kemal'in planına göre ani bir taarruz ile Yunan cephesinin en güçlü olduğu Afyon-Kazuçaran Tepesi ve Tınaztepe'ye yoğunlaştırılacak, sağdan ve soldan ise düşmanın cephesini genişletmek zorunda kalacağı şekilde çevirme taarruzları ile düşman çember içerisine alınacak ve imha edilecekti.

Bu doğrultuda 26 Ağustos sabahı başlayan genel taarruz ile ilk Yunan mevzileri ele geçirildiği gibi ertesi gün öğlene doğru Türk ordusu Yunan cephesini 3 ayrı yerden yararak kanatların merkez ile lojistik kabiliyetini etkisiz hale getirmiş ve kolordular arasındaki iletişim ide büyük ölçüde kesmeyi başarmıştır. Bu sıralarda ise savaşın ilk hedeflerinden ilkine ulaşılmış ve 1 gün boyunca devam eden taarruz ve muharebelerle Yunan merkez tahkimatı düşürülmüş ve Yunan ordusu kovalanarak, daha önceden savaşın gidişatına göre yerli Rumlarca boşaltılmış olan Afyon'a girilmiş ve Afyon düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Kaynak: Tarih Kulübü